Kültür
Köy
Aktüel
Kontakt
Counter






Atila Ceylan ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): Başsağlığı
Burunören Köyünden, Hakka Yürüyen Nergiz Görgülü yengeye Hakdan Rahmet, Görgülü ailesine ve sevenlerine sabırlar dileriz.
Işıklar içinde olsun.
Ceylan ailesi
Perşembe, 26 Nisan 2012
alamanyabeyleri: Yasasın 1 Mayıs
1 Mayıs, işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak, 1886 tarihinde Amerikan işçilerinin Şikago kentinde sekiz saatlik iş-günü için başlattıkları genel greve burjuvazinin saldırısıyla başlayan ve dört işçi liderinin idam edilmeleriyle sonuçlanan bir tarihe sahiptir.
Marksizm-Leninizmin büyük ustalarından F. Engels'in deyişiyle, 1 Mayıs'ın tarihi, burjuvazinin, “henüz olgunlaşmamış olan bu emek ayaklanmalarını kaba kuvvet ve kaba bir sınıf adaleti ile bastırma çabası”nın tarihidir.
Geçen yüzyıl içinde, burjuvazinin işçi sınıfına karşı saldırısı ve katliamları durmaksızın sürmüş ve dünyanın pekçok ülkesinde işçi sınıfı bu saldırı ve katliamlara karşı mücadele etmiştir. Bu mücadelede, işçi sınıfı, her zaman kendi sınıfının dayanışmasıyla, birliği ile yer almaya çalışmıştır.
İşte, 1 Mayıs, işçi sınıfının, burjuvaziye karşı, kapitalizme karşı mücadelesinin, birlik ve dayanışmasının bir simgesidir.
1 Mayıs, işçi sınıfının her simgesi gibi, çekiç-orak gibi, sıkılı bir yumruk gibi, kızıl yıldız gibi, her zaman burjuvazinin en şiddetli saldırısına maruz kalmıştır. 1 Mayıs günlerinde yaşanılan olaylar, burjuvazinin işçi sınıfının bu simgesine saldırarak, onun ana gücünü, sınıf gücünü sindirme çabalarının ürünüdür. Burjuvazi, siyasal zoru ile işçi sınıfını sindirme çabalarının yanında, onun sınıf bilincini bulanıklaştırmak, çarpıtmak amacıyla ideolojik saldırılarını da sürdürmüştür. İşçi sınıfı, her zaman ve her yerde, burjuvazinin bu ideolojik ve politik saldırılarına karşı durmak ve kendi mücadelesini sürdürmek durumundadır.
Bunun için, işçi sınıfının siyasal olarak örgütlenmesinden ve Marksist-Leninist ideolojiyi savunmaktan başka bir silahı yoktur. Burjuvazinin 1 Mayıs'ı saptırma çabaları, hemen her zaman işçi sınıfının kendi sınıf gücünün bilincine varmasını ve kullanmasını engellemeyi amaçlamıştır.
Bu amaçla, 1 Mayıs'ların birer “festival” havasına sokarak yozlaştırmaktan, onun içeriğini boşaltarak bir “tatil günü” haline getirmeye kadar her yolu denemektedir. Bundan öte, 1 Mayıs'ı, her yıl aynı biçimde yinelenen bir gün haline getirerek, “alışılmış” bir gün gibi anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Burjuvazinin bu çabalarının en büyük destekçileri, kendilerini işçi sınıfının temsilcisi gibi sunan sosyal-demokratlar ve sol oportünistler olmaktadır.
Onlar, gerek 1 Mayıs'ları “festival” havasına sokulmasında, gerek içeriğinin boşaltılmasında önemli işlevler yerine getirmektedirler.
İşçi sınıfı, onların gerçek yüzlerini açığa çıkarmalı ve onları tecrit etmelidir.
Tüm bunlar, işçi sınıfının yüzyıldır karşı karşıya kaldığı sorunlardır. Bu sorunların üstesinden gelmek, işçi sınıfının birlik ve dayanışmasıyla olanaklıdır. 1 Mayıs, işçi sınıfının ideolojisine karşı her türden saptırmanın teşhir edildiği bir gün olmalıdır. 1 Mayıs, işçi sınıfının küçük-burjuva dünya görüşüne hapsedilmesine karşı bir mücadele günü olmalıdır.
1 Mayıs, işçi sınıfının, sınıfların ortadan kaldırıldığı, sömürünün, insanın insana kulluğunun yokedildiği, insanlığın kalıcı kurtuluşuna doğru ilerleyen tarihsel hareketinin bir günü olmalıdır.
1 Mayıs, birey olarak değil, sınıf olarak, işçi sınıfının sosyalizme doğru giden zafer yürüyüşünde, kızıl bayrakların dalgalandığı bir gün olacaktır. Ve tüm bunlar, sadece ve sadece, işçi sınıfının politik eylemi ve örgütlenmesiyle; bu eylem ve örgütlenmedeki birlik ve dayanışmasıyla olanaklıdır. İşçi sınıfı saflarındaki sosyal-demokrat ve oportünist etkilerin ortadan kaldırılmasıyla bu politik örgütlenme ve eylem, zaferi sağlayacaktır. Ve ancak o zaman, 1 Mayıs, gerçek anlamda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak burjuvazinin sonunu ilan edecektir.
YAŞASIN 1 MAYIS!
Çarşamba, 25 Nisan 2012
Orhan CEYLAN ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): DUYURU
DUYURU
Derneğimiz halkımız ile buluşma geceleri düzenleyecek, her tür müzik aleti çalıp söyleyen duyarlı gençlerimizi derneğimize davet ediyoruz, amacımız yetenekli gençlerimizi halkımıza tanıtmak ve halkımızın yanında olmak için bu organizasyonu derneğimiz yapma gereği duymuştur.
Not: Saygı değer gençler her şey paylaştıkça güzeldir, yeteneğinizi kendi içinizde saklamayın, halkımızla paylaşın lütfen
Bizlere ulaşabileceğiniz gsm ve internet adresimiz aşağıdadır.
Gsm : 0 507 788 84 79 Derneğimizin internet site adresi : http://www.igdelikoyu.org.tr/ iletişim bölümünden :
ORHAN CEYLAN
İĞDELİ KÖYÜ DERNEK BAŞKANI
Çarşamba, 11 Nisan 2012
Evrensel.net: zulmün AKP iktidarı /A. Cihan Soylu
Igdeli.de alinan A.Cihan Soylu`nun makelesini, sayfamiz takip eden Doslarin ilgisine sunuyoruz.
BİR BAŞBAKAN VE ZULMÜN AKP İKTİDARI! Evrensel A. Cihan Soylu
“Yetkiyi millet verdi mi, verdi!”
diye, kürsüden yaylanarak, elinde tuttuğu devlet gücü güvencesinde, aşağılama-tehdit karışımı açıklamalarını sürdürüyor.
Devamında “Gerekirse gidip evleri yıkacağız” diyor ve karşı çıkılmamasını “tavsiye ediyor”! “Millet” dediği, Meclisteki kendi milletvekili çoğunluğu (Onu olanaklı kılan yüzde 50 oy desteğiyle birlikte). Bu tarz bir mantık yürütmede, “Millet”in diğer kesimi (diğer yüzde 50) “millet”ten sayılmadığı gibi, “Tek Millet”çi şovenist politika, anlayış ve ‘ahlak’ da sırıtmış oluyor! Meclis gurubunda ve gazetecilere, “Meclis tarihinin en büyük zaferini kazandık!” diye, çocuk yaştaki milyonlarca insanın kaderiyle oynama keyfiyetini ve kendi mezhebi ve ırkı dışındaki inanç kesimleriyle ulus ve ulusal azınlıklara karşı sürdürülen zulmü kutsama açıklamaları yapıyor. “Zafer” diye kutsanıp kutlanan, tüm gerici içeriğine ve sağ gerici iktidarlar tarafından bilim dışı hurafelerle doldurulmuş olmasına rağmen yine de modern bilimlerden ve aydınlanma düşüncesinden etkiler taşıyan “milli eğitim programı”nın daha da gericileştirilmesi ve bir tür dinsel eğitim programına dönüştürülmesidir. 5 yaşındaki çocukların geleceğiyle oynama, o geleceği karartma içerikli 4+4+4 parçalı eğitimiyle birlikte, eğitim sistemine “Kuran dersi ve peygamberin hayatı”nın konmasıyla dinin toplumsal yaşamdaki etkisi güçlendirilecek ve yüz yıllardır zulüm altında tutulan Aleviler, bugüne kadar olduğundan daha ağır ve yoğun bir kuşatmaya alınacaktır.
Çıkarılan yasaların muhtevası, “Zafer”in, farkında olup olmamalarından bağımsız olarak tüm halka, onun bugünkü ve gelecekteki genç kuşaklarına karşı kazanıldığını göstermesine rağmen, “Vesayet” vaazlarının sağladığı politik, iktisadi ve kültürel rant büyüdükçe, AKP’nin şefleri saldırı ve aşağılama politikalarını daha da yoğunlaştırıyorlar.
Başbakan, Kuran ve peygamber hayatının eğitim müfredatına sokulmasını “tarihi zafer” ilan ettiğinde, dışarıda iktidarın silahlı timlerinin eğitim emekçilerine “çağdaş mühendislik örnekleri”ni kanıtlamak üzere yoğun zehirli, kalkanlı dipçikli, panzerli saldırılarının devam ediyor olması, bu şiddet yönetimi politikasının daha da pervasızlaşarak sürdürüleceğini gösteriyor.
“Dindar bir gençlik yetiştireceğiz” diye, başından beri koyuldukları yoldaki ilerleyiş kararlılıklarını ilan eden Başbakanın “zaferi”, anlamını devletin günün gerçeklerinin elvermesi ölçüsünde daha da dincileştirilmesinde buluyor. Kapitalizmin “mutedil”- uyumlu, kapitalistler ve devletçe verilene rıza gösteren, yaşadıklarını ve kendisine yaşatılanı kader olarak algılayacak kuşaklara ihtiyacı vardır.
Emperyalist gericilik dinsel ideoloji ve inançların kendi egemenliğindeki güçlenmesini, düzenini sürdürme olanağı olarak değerlendiriyor. Başbakan ve Diyanetçi Suni “Ulema”sının soyunduğu budur ve bu durumda, Türkçe dilindeki “Atma Recep din kardeşiyiz!” sözü anlamsızlaşıp farklılaşıyor. Günün gerçeği, “Atma Recep” din kardeşi değiliz sözünü doğruluyor.
Başbakan ve “adamları”, ve Gülenci “ulema”, Alevinin, Ermeninin, Keldani-Suryani’nin, Zerdüşti ve ateistin, Sünni tarikatlarıyla “din kardeşi” olmadıklarının bilinciyle, bu inanç ya da inançsızlık kesimlerine düşmanca bir politikada mesafe katettikçe, böbürlenip daha da saldırganlaşıyorlar.
Sadece bu da değil; Libya’daki Müslümanı ABD-İngiliz-Fransız bombardıman uçaklarıyla birlikte vurdular. Suriye’yi vurmak için canhıraş uğraşıp emperyalist efendiyi iknaya çalışıyorlar.
SAVAŞÇI ŞİDDET POLİTİKASI YOĞUNLAŞIYOR
Erdoğan ile birlikte hükümet eden Fethullah “Hocaefendi”, “ yüzde 5’lik Kürtleri” ve Alevi-Nusayrileri yok edilmeleri gereken devlet düşmanları ve “münafık” ilan etmişti. Recep Bey’in Kılıçdaroğlu’ya “Alevi inancı”nı anımsatarak sataşması ve kitleselleşmiş Kürt ulusal direnişini etkisizleştirmek, politik-sosyal ve kültürel taleplerinin düzeyini geriye çektirmek üzere şiddet dozu artırılmış saldırıların Zerdüşt inancına aşağılamalar eşliğinde yoğunlaştırılması; Newroz’da on binlere karşı girişilen provokasyon ve saldırı; Kürt mücadelesini örgütleyen siyasal güçleri “muhatap saymama”(!) meydan okuması, bu babtadır.
Din istismarcısı bu hükümetin, “Kuran seçmeli ders olacak, istemeyen gitmez!” açıklaması gerçeğe karşıttır. Bu ülke, siyasal-sosyal-kültürel ortamıyla Alevi’nin Aleviliğini, Kürt ve Zaza’nın ulusal kimliğini saklamak zorunda bırakıldığı, açıkladığında ise saldırının bin türüyle karşı karşıya kaldığı bir ülke olagelmiştir.
Erdoğan ve “kabinesi”, Kuran dersine girmek istemeyeni “Ateist” ya da “Münafık” sayarak karşıda gösterecek, ve daha şimdiden evleri “yanacaksınız” yazılarıyla mimlenerek hedefe konan Aleviler ile diğer inanç kesimlerinden emekçileri, “mahalle baskısı” olarak da ifade edilen psikolojik-sosyal ve politik saldırının hedefine daha fazla koymaktan kaçınmamıştır.
Hükümet ve partisi izlediği politikalarla din-mezhep savaşlarına zemin hazırlayıp, çatışma koşullarını olgunlaştırma rolü oynamaktadır. AKP hükümeti ve iktidar partisinin şiddeti esas yönetim biçimi aldığını gösterir bir diğer aktüel ‘olgu’, Suriye yönetiminin “yıkımını sağlamak” için, Erdoğan ve “ulema”sının yürüttüğü ‘olağanüstü’ çabadır.
Bu alanda elde edilecek “başarı”yı, bölge ve ülkede İslami-Sünni ve Türkçü hakimiyet politikasının tesisi yönünden neredeyse belirleyici önemde gören Erdoğan’ın, Esad yönetimini “Alevi-Nusayri olmak” üzerinden de saldırı hedefi haline getirdiği biliniyor. Emperyalistlerle Türk gericiliğinin elinde oyuncak olmuş, Suriye emekçilerinin taleplerini de istismar edip emperyalistlere peşkeş çekmekten kaçınmayan sözde hürriyetçi Suriyeli çeteleri, Suudi gericiliği, Katar ve Emirliklerle birlikte silahlandırıp maaşa bağlama kararı alan İstanbul’daki “Suriye’nin Dostları”, yalnızca Suriye’nin değil, bütün bölge halklarına düşman bir politika izliyorlar. Bu politika açıkça savaşçıdır, şiddet transfer edicidir ve mezhep-din çatışmalarını körükleyicidir. AKP ve hükümeti içeride ve dışarıda böylesi bir ‘savaş’a soyunmuştur.
ANTİDEMOKRATİK-VESAYETÇİ POLİTİKA
T. Erdoğan hükümeti şiddet ve baskı politikasını “Vesayet karşıtlığı” gösterme gibi bir hünere de sahiptir ve bu alanda yalnız değildir.
Amerikancı-NATO’cu liberal aydınlar ile, basındaki çanak yalayıcı takımı, gerici güçler arası iktidar kavgasını demokrasi mücadelesi gösterip, halk kitlelerinin din bezirganı ve tekelci sermaye hizmetindeki politikalara alet edilmeleri ve aldatılmasına katkıda kusur etmediler/etmiyorlar.
“Askeri vesayet karşıtı” gösterilen sağ gerici ve din istismarcısı parti ve hükümetlerin tümü de vesayet kültüründe, o politikayı terennüm ederek ve içselleştirerek geliştiler. Bugünküler dahil tümünün halka karşı dikta yöntemlerini uygulayan ve askeri diktaları da destekleyenler olduğu, tarihin, üzeri örtülemeyecek gerçeğidir. Halkın sırtında “boza pişirmek” üzere birbirleriyle çıkar dalaşı ve taht kavgaları Osmanlı’dan miras ve Türk devlet geleneğinde de hayli tesis edilerek gelmiş gelenektendir.
Kenan Evren çetesinin artıkları sadece iki “90’lık yaşlı” değildir. Ne Erdoğan ne de hocası Gülen 12 Eylül cuntasına karşı olmamışlar, aksine onun getirdiği ortamda boy verip, onun ürününü devşirmişlerdir. Özal-Çiller tarafından icra edilen ekonomi programlarını ısrarla ve kapsamını da genişleterek sürdüren bugünkü hükümet ve partisini filizleyip yetiştiren de o cuntanın ‘oturması’nı sağladığı baskı ortamı ve koşullar olmuştur.
“Dindar gençlik” yetiştirmeye soyunanlarla, kitlelerin karşısına Kur’an ayetleri okuyarak çıkan ve onları cuntanın zulmüne boyun eğip destek sunmaya ikna çalışmaları yürüten Evren çetesinin amaç ve hedefleri arasında zıtlık olmamıştır. Evren-Şahinkaya ikilisinin “yargı önüne çıkarılmaları”na bakılarak, demokrasi mücadelesi verildiğini sananlar, tarihte çok örneği görüldüğü üzere, yanılmış olacaklardır.
Cunta Anayasası ve yasalarıyla ülke idare eden, insanları bu yasalara göre ve hatta onları da en gerici tarzda yorumlatarak zindanlara tıkayan AKP ve hükümetidir. “Faili Meçhul” cinayetlerin dosyasının açılmasını parlamentodaki oylarıyla engelleyen onlardır. İşçi ve emekçilerin kan-can bedeli kazandıkları hakları sürekli gasbederek sermaye için “dikensiz bahçe” yaratmaya soyunan da onlardır.
MÜCADELE GELİŞECEK VE KESKİNLEŞECEK
İktidar partisinin, politikalarını pervasızlıkla sürdürürken ileri sürdüğü gerekçelerden biri, “millet desteği”dir! Gerçeğin hilafına, gerçek durumun farklı gösterilmesine ve halk kitlelerinin çok büyük bir kesiminin iradesi ve taleplerinin açıkça karşıya alınarak reddedilmesi-baskı ve polisiye saldırıyla ezilmek istenmesine rağmen, bu açıklamaları olanaklı kılan bir desteğin olduğu doğrudur.
Temel tüketim mallarına yapılan yüksek oranlı zamların birbirini izlemesine, milyonlarca işsize, yoksulluğun bu hükümetin izlediği politikalar sonucu giderek yaygınlaşmasına, Kürt sorununun şiddetle çözümünde ısrarla halkın yıkımı ve terörist yönetim anlayışlarıyla sindirilmek istenmesine karşın, hükümet ve partisi, elinde tuttuğu muazzam propaganda gücünü ve devlet olanaklarını da seferber ederek kitlelerin belli bir kesiminin desteğini sağlayabilmektedir. Kitlelerin içinde bulunduğu durum kuşkusuz ki salt bir illüzyon-manipülasyon sonucu değildir.
AKP ve hükümeti, yandaş sermaye ve uluslararası emperyalist güçlerin desteğinde, özelleştirme ve kent yağmasını sürdürerek edindiği büyük sermaye ‘birikimi’ni de kullanarak, bu desteğin maddi dayanağını şimdilik sürdürebilmektedir. Görüntü gerçeği örtebilmekte ve halk kitlelerinin küçümsenemeyecek kesimlerinin aldanmalarına yol açabilmektedir. Kitlelerin yanılmazlığı/yanıltılamazlığı diye bir kuralının olmadığını, yaşamın kendi pratiği gösteriyor.
Koca koca profesörler dahi, AKP’ye olan kitle desteğinden hareketle “işçi sınıfının” ve “sınıf mücadelesinin” zaman aşımına uğradığı sonucu çıkarabildiklerine göre, emekçilerin de böyle bir “hakkı” doğaldır. Kitlelerin kendi gerçek çıkarlarının bilinciyle kendilerine karşı olanların politikalarını etkisizleştirmek ve onların iktidarına son vermek için birleşmeleri, tüm bu durumların karmaşıklığı içinde gerçekleşmektedir. Bunun bir yanı da ileri kesimlerinin diğerleriyle birleşmek üzere yürütecekleri aydınlatma-örgütleme çalışmasıdır; ve bu günümüzde daha da büyük öneme sahiptir.
Sokaklara, hak arayışına çıkanların, sendikal ve politik örgütlenme çabası içinde olup farklı yerlerde birbirlerinden kopuk-lokal eylemlerle sonuç almaya çalışanların diğer en geniş kesimlerle birlikte olabilmeleri; işçilerin, kent ve kır emekçilerinin, Kürtlerin, Alevilerin ve öteki azınlık ve ezilen kesimlerin hep birlikte, güç ve eylem birliği sağlamaları, günümüz koşullarında baskı ve saldırı politikalarını etkisizleştirmenin koşuludur. Aksi durumda, kendine olan desteği, halk kitlelerine düşmanlığın dayanağı olarak kullanmaya bugünkü hükümet ve partisi, bugüne kadar görülmemiş düzeyde istekli ve kararlıdır.
O bunu, “dava”sının gereği saymaktadır.
Tüm ezilen ve sömürülenlerin de kendi davalarını, insanca yaşama ve sömürüye karşı mücadeleyi daha ileriden yürütme gibi bir sorun duruyor. Ve baharlar yeniye uyanış zamanlarıdır. Uyanış sürecek, aldananlar da aldandıklarını anlayacaklar, emekçiler, sermaye partileri ve hükümetlerinin kendi temsilcileri olmadıklarını ve olamayacaklarını er-geç daha iyi kavrayıp kendileri için savaşa girişeceklerdir.
Tarihin yasasıdır bu! Külhanbeyler değil, halk kazanacak!
Kaynak: evrensel.net
Pazar, 08 Nisan 2012
RadyoDenizlerinsesi.
Perşembe, 29 Mart 2012
ismail doğan ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): VEFAT
Şehit Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Hüseyin Doğan'ın
Cenze törnine katılan Değerli Bolu ve kayseri Jnandarma komutanlarımıza , değerli silah arkadaşalrına ,halkımıza , telefon ve iletişim arçlarından bizleri arayıp acımızı paylaşan ve bizleri yalnız bakmayan tüm dostlarımıza şahsım ve Doğan Ailesi adına sonsuz teşekkür eder.
sehidimize allahtan rahmet dileriz
İsmail Doğan
______________________
Kale köylü DOĞAN ailesinin acısını yürekten paylaşır,aile fertleri,yakınları ve tüm sevenlerine başsağlığı dileriz. Site EditörleriÇarşamba, 28 Mart 2012
Ekim 1917
Pazartesi, 26 Mart 2012
Orhan CEYLAN ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): Başsağlığı
Cumartesi, 24 Mart 2012
BAK DER İĞDELİ ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): Kutlama
KUTLUYORUZ
Burunören Köyü Sosyal Dayanışma Kültür Dernegi’nin seçilen yeni yönetimini kutlar, önümüzdeki çalışma yılında/yıllarında başarılarının devamını dileriz.
Bu zamana kadar verdiği hizmetten dolayıda eski başkan İsmail Kocaer’ede sevgilerimizi iletiriz.
BAK DER-İĞDELİ
Baş. Atila Ceylan
Pazartesi, 19 Mart 2012
Vedat TATAR ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): Kutlama
Sayın GÖKŞEN,
İzmir BEŞ KÖYLER Dernek Başkanı seçilmenizden dolayı sizi ve şahsınızda Yönetim-Denetim Kurulu üyelerinizi kutlar başarılar dilerim. Bir önceki Yönetim Kurulu Başkanı Sayın B.AVAR ve arkadaşlarına da emeklerinden dolayı teşekkür ederim.
Ankara KARAÖZÜ KÜLTÜR DERNEK
Yönetim-Denetim ve ŞAHRUH Dergisi Yayın Kurulu
adına
Başkan Vedat TATAR
Pazar, 18 Mart 2012
Burunoren köyü K.S.D.K.De... ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir )
Pazar, 18 Mart 2012
RadyoDenizlerinSesi
Çarşamba, 14 Mart 2012
Ekim 1917
Salı, 13 Mart 2012
BAK DER İĞDELİ ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): 8 MART
DÜNYA EMEKCİ KADINLAR GÜNÜNÜ KUTLAR, SÖMÜRÜNÜN, İŞKENCENİN, KADINA ŞİDDETİN OLMADIĞI, ÖZGÜRLÜKLERİN EŞİTCE PAYLAŞILDIĞI DÜNYA DİLEĞİMİZLE..
DÜNYA EMEKCİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Çarşamba, 07 Mart 2012
Orhan CEYLAN ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): Kutlama
8 Mart dünyada kadınların eşitlik kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemleri dile getirdikleri gündür Kadınlarımızın bu anlamlı gününü yürekten kutluyorum.
Orhan CEYLAN
İğdeli Köyü Dernek Başkanı
Çarşamba, 07 Mart 2012
Radyo.Denizlerin Sesi
Perşembe, 01 Mart 2012
igdeli.de ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir )
Pazartesi, 27 Şubat 2012
Orhan CEYLAN ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): DAVET
DAVET
04.03.2012 Pazar günü 11.00-14.00 saatleri arasında yapılacak İğdeli Köyü Kalkındırma Kültür ve Yardımlaşma Derneğinin düzenlemiş olduğu İğdeli ve çevre köyler tanışma ve sosyal amaçlı kahvaltıya bütün canlar davetlidir. Saygılarımızla GSM : 0 507 788 84 79
Orhan CEYLAN Dernek Başkanı
Yer : Alpaslan Mah.Bahar cad. Çırağan sit. No :29/A Melikgazi/ KAYSERİ
Pazar, 26 Şubat 2012
Necdet Kilic ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): Karpinar icin
Sevgili köylülerim,
Bilindigi gibi 25.2.12 de hannover de üyeler toplantisi yaptik gelenlebilenlere herkesin huzurunda tesekkür ediyorum,
sevgili köylülerim,
toplantida aldigimiz önemli kararlar sunlardir :
1.Köyümüze KANALIZASYON yapilmasi kampanyasi.
köyümüze bir ikametgah yapilmasi gerekmektedir bunun icin calismalar yapmak.
2 köyümüzde her sene TEMMUSUN son cumartesi köyde kültür senligi yaplalcak .
Bu senede dahil 28.07.12 tarihinde ayrica bu sene özellikle KIROZIN sorunundan dolayi 29.07.12 de KIROZINE yürüyüs ve KIROZINDE Mangal Yapilacak Kamooyu yaratmak icin.
Senlik icin okulun Bahcesi cevresi aydinlanacak ve düzenlenecek KIROZIN icin yapilacak bütün mahkeme ve avukat masraflari karsilanacak Sevgili köylülerim
Sevgili KARPINARLILAR
Biz Dernek yöneticilerinin sizlerden istedigi bizleri ÜYE olarak desteklemeniz bizim yapacaklarimiz Karpinar icin olacaktir
Saygilarimla Karpinar Der
Baskan Necdet Kilic
Pazar, 26 Şubat 2012
Burunoren Köyü K.S.D.K.De... ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ): Burunoren Köyü K.S.D.K.Dernegi
D U Y U R U
Saygi Deger Burunorenliler ve Dernek Üyeleri sizleri 3.´cü Yönetim Kurulu adina selamliyoruz.
Bu yil 4. Frankfurt´da yapacagimiz Genel kurula davet ediyoruz. Gelmenizi saygilarimizla arz ederiz.
Tarih ve Yer:
17 / 03 / 2012 Tarihinde Saat 13 de
An der Steinmühle 16 65934 FRANKFURT / Main CEM evi ALEVI KÜLTÜR MERKEZI`inde
G Ü N D E M
1 ) Açılış ve yoklama
2 ) Divan Başkanı'nın ve üyelerin secilmesi.
3 ) Başkanlık divanına imza yetkisi verilmesi
4 ) Gündem ve ilaveler 5 ) Yönetimin faaliyet raporu
6 ) Mali raporlar
7 ) Denetleme raporu ve Hesaplar
8 ) Yönetimin ibrazi
9) Yeni yönetim, Denetim ve Disiplin kurulunun secilmesi
10 ) Dilek ve temeniler
11 ) Kapanis Not: 03 /03 / 2012 de planlanmis olan Genel kurula bircok üyenin katilamayacagindan dolayi 17 / 03 / 2012 tarihine ertelemek zorunda kalindi.
Sizlerden özür dileriz. Secme ve secilme hakkinizi kulanabilmeniz icin üyelik aydatlarinizi yatirmanizi dileriz.
Banka Hesap Numarasi: COMMERZBANK Kulturverein burunoren e. V Konto : 260275300 BLZ : 330 400 01
Yöntim Kurulu Adina
Baskan Ismail Kocaer
Pazar, 26 Şubat 2012


