Bas sayfadaki haberin ve duyrularin devamie Haber Kılıçdaroğlu CHP``s yeni umut yoksabaşvuracakları bir yedek lastik !? 
CHP bu oyunu AKP tarafından belirlenen kurallara göre oynamayı çoktan kabullenmiş bir parti olarak devlet kademelerinde süren gösterişli bir çekişme ile Türkiye halkına bir aydınlanma seçeneği dahi sunmaktan uzaktır. AKP tarafından 2007 seçimlerinin ardından açıkça ve kesintisiz bir biçimde yürütülen devlet ve toplum üzerindeki tam egemenlik, tam kontrol politikası boyunca ilk kez muhalefet semalarında karşı atağa geçmek için bir fırsat yakalanmıştır. Bu karşı atağa olanak sağlayan gelişme Baykal'ın beklenmedik istifasının ardından gelişmesi muhtemel bir yeni CHP projesidir.
Yerel seçimler sürecinde İstanbul'da elde ettiği oy oranı ile partisinin ülke genelindeki oranının çok üzerine çıkmayı başaran Kemal Kılıçdaroğlu'nun muhtemel Genel Başkanlığı, gerek CHP seçmeni gerekse CHP'ye oy vermekten Baykal nedeniyle vazgeçen geniş kitle için bir umut ışığı haline getiriliyor. AKP'nin 8 yıla yaklaşan iktidarını Baykal politikalarının basiretsizliği ile açıklama eğilimine yaslanan bu beklenti 'yeni muhtemel CHP'nin memleket sorunlarına çözüm olacağına inanmamızı istiyor.
İstifanın ardından kesin olan şu ki CHP için Baykal'a ve onun siyasi çizgisine rağmen bir seçenek mümkün değildir. Yapılacak kurultayda Baykal geri de dönse, Kılıçdaroğlu da gelse, uygulanan çizgi bazı söylem farklılıkları dışında aynen sürdürülecektir. Bu gerçeğe bakarak programı ve temel siyasetleri ekseninde CHP'nin bir siyasi özne olarak bu ülke için, bu ülkenin milyonlarca emekçisi için küçük de olsa gerçek bir umut vaadetmesi ihtimali bulunmuyor. CHP emperyalizme bağlı ve emperyalist politikaları Türkiye halkının başına bir çorap gibi örmeye ant içmiş bir partidir. NATO ile ABD ile AB ile kurulan bağımlılık ilişkilerini sürdürmeye hatta büyütmeye yeminlidir. Daha bir ay önce Avrupa Parlamentosu üyelerine seslenen Baykal “herkesten daha çok AB'ci” olduklarını söylerken, ABD seçimlerinde galip çıkacağı anlaşıldıktan sonra “Umut ediyorum, diliyorum Sayın Barack Obama da cumhurbaşkanlığı sınavını başarıyla geçer. Ülkesine ve dünyaya yeni bir huzur, barış ve kardeşlik dönemini açar. Bu yöndeki gelişmeleri bütün dünya özlemektedir, özellikle biz bu özlem içindeyiz” derken vazifeye hazır olduğunu bildirmiyorsa ne yapıyor olabilir?
Emekçilerin çıkarını savunmayı bir yana bırakalım, CHP'den en dar anlamda kamucu bir ekonomi politikası bekleyenler için de yanıt hazırdır: “Kamunun sadece yönlendirici olacağı bir piyasa ekonomisini hayata geçireceğiz.” CHP ile AKP arasında ekonomi programları açısından gerçek bir fark olduğunu düşünmek sadece hiç düşünmeyerek mümkün olabilir. Özelleştirmeye devam, güvencesiz esnek çalıştırmaya yönelik yasal düzenlemeler, piyasanın içine su serpecek açıklamalar bu nedenle sık sık tekrarlanır.
Toplumun AKP eliyle giderek muhafazakarlaştırılmasını mı önleyecek CHP? Çarşaf üzerine iliştirilen rozetlerle, Cüppeli Ahmet Hoca'ya gönderilen buselerle, kutlu doğum haftası vesilesiyle yapılan pek manevi konuşmalar ve giderayak Gülen cemaatine uzatılan çiçeklerle mi önüne geçilecek AKP'nin toplum projesinin? CHP bu oyunu AKP tarafından belirlenen kurallara göre oynamayı çoktan kabullenmiş bir parti olarak devlet kademelerinde süren gösterişli bir çekişme ile Türkiye halkına bir aydınlanma seçeneği dahi sunmaktan uzaktır.
Tüm bu olguları Baykal'la açıklamak 90 yıllık bir siyasi parti geleneğine ve Kılıçdaroğlu tarafından sıkça tekrarlanan 'parti kurumları'na karşı yapılmış bir haksızlık değil de nedir?
Ülkemizde AKP ve onun halk düşmanı uygulamalarına karşı tek geçerli alternatif yavaş da olsa ivmeli bir şekilde emekçiler tarafından üretilmektedir. Ankara sokaklarında kış ortası bahar havası estiren binlerce TEKEL işçisinin kararlılığı, hükümetin kolluk gücüne karşı Taksim talebini fiilen canlı tutanların mücadelesi, 1 Mayıs'ta o meydanı dolduran yüzbinlerin coşkusundan öte gerçek bir kurtuluş yolu yoktur. Tüm bu süreçlerde medyatik olabildiği ölçüde yancı tutumu takınan CHP'nin misyonu, AKP ve neo-liberal politikalar karşısında biriken tepkiyi kendi kanalında havuzlayarak yeniden sistem içine çekmenin ötesine geçemez. Bu anlamda 'yeni CHP', işlerini tıkır tıkır yürütebilmeyi uman patronların, memleket kaynaklarını sömürmeye doymayan emperyalist sermayenin, sistemin kaynaklarını hedef alarak yükselmekte olan emek hareketinden korkanların AKP'nin başına bir şey gelmesi halinde başvuracakları bir yedek lastik.
Bianet/27.02.210 İŞÇİ ÖLÜMLERİDevlet Balıkesir'deki Madende de Ölüm Riski Olduğunu BiliyorduMaden Mühendisleri Odası'nın hem Çalışma hem de Enerji Bakanlıklarına verdiği raporda, Balıkesir bölgesi, birden çok ölümün gerçekleşebileceği "çok riskli" havzalar arasında görünüyor. Raporun verilmesinden bir yıl sonra Dursunbey'deki madende 13 işçi öldü; 18'i yaralandı. 13 işçinin öldüğü grizu patlamasının gerçekleştiği Balıkesir Dursunbey'deki Şentaş Madencilik, Maden Mühendisleri Odası'nın raporuna göre, "çok riskli" dokuz bölgeden biri. Maden Mühendisleri Odası'nın sınıflandırmasına göre, "çok riskli bölge", önlem alınmadığı taktirde ölümcül risk taşıyan, "patlama, yangın, göçük, boğulma, zehirlenme" sonucu çoklu ölüm olasılığına sahip bölge demek. Oda yetkilileri, bu raporu 2009 başında daha önce Enerji Bakanlığı'na elden verdiklerini, 2008'de de hem Enerji Bakanlığı'na hem Çalışma Bakanlığı'na, kaza risklerini ve önlem önerilerini içeren raporlarını yolladığını daha önce bianet'e 31 binden fazla maden işçisi ölümcül riskli bölgelerde çalışıyor Rapor, özellikle yeraltı kömür madenciliğinin yapıldığı bölgeleri "çok riskli" ve "riskli" olarak sınıflandırıyor. Oda, dokuz çok riskli bölgede, mevcut çalışma koşullarıyla "patlama, yangın, göçük, boğulma, zehirlenme" sonucu çoklu ölümlerle sonuçlanabilecek gerçekleşebileceğini öngörüyor. Bu bölgelerde çalışan maden işçilerinin yaklaşık sayısı toplamda 31 bin 200. Ankara ve Tekirdağ/Edirne bölgelerindeki özel linyit madenleri ayrıca "riskli" kategorisinde. Bu da "yangın, boğulma, zehirlenme, göçük" sonucu, ölümler veya yaralanmalar anlamına geliyor. Çok riskli bölgeler ve burada çalışan işçilerin yaklaşık sayısı şöyle: 1 - Zonguldak / Bolu Bölgesi: 12.000 2 - Ankara Bölgesi: 400 3 - Kütahya Bölgesi: 1.350 4 - Manisa Bölgesi: 10.000 5 - Karaman Bölgesi: 700 6 - Balıkesir Bölgesi: 600 7 - Tekirdağ / Edirne Bölgesi: 5.000 8 - Erzurum Bölgesi: 300 9 - Amasya / Çorum / Yozgat Bölgesi: 850 (TK)
Polis TEKEL İşçisi Ünsal'ın Cenazesini KaçırdıTEKEL işçisi Hamdullah Ünsal, hakkını aradığı Ankara'da geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. Ünsal için Ankara Sıhhiye'deki TEKEL çadırlarında tören düzenlenemedi çünkü polis işçilere copla müdahale etti; Ünsan Ailesi'ne baskı yaptı. Cenaze törensiz yola çıkarıldı. MUSTAFA PEKÖZ 09-02-2010, Salı
Devletin önemli politikalarından biri de Alevileri sisteme bütünlüklü olarak entegre etmektir. Osmanlıdan buyana Alevilere yönelik yapılmış yüzlerce katliama dair tek bir kelime söylemeyenlerin ‘Alevi Açılımı’ ile süreci yönlendirmeye çalışmalarının politik arka planı giderek ön plana çıkıyor.
Özellikle 12 Eylül Askeri faşist darbesinden sonra Alevilere yönelik geliştirilen politikaların ana hedefi, aleviler arasında çok belirgin bir parçalanma yaratmak ve daha sonra devletle bütünleştirerek etkisizleştirmektir.
Alevilik sorunu sosyolojik ve tarihsel olduğu kadar politik ve kültürel bir sorundur. Aleviliği salt bugüne indirgemek, esasen İslam’la bütünleştirmek için ‘Çalıştaylar’ toplamak, Aleviliğin tarihsel ve toplumsal dinamikleri bütünlüklü olarak silmektir. Esas amaç budur.
Aleviliğin Selçuklu ve Osmanlı döneminin bir mezhep biçimi olarak değil, esasen Anadolu ve Mezopotamya’da egemen feodal imparatorluklara karşı mücadele eden ezilenlerin yani yoksul köylülerin toplumsal direniş dili olduğu gerçeğini bütünlüklü olarak gizleyip, Osmanlı padişahlarının denetiminde ‘katlı vaciptir’ fetvalarıyla yüz binlerce Alevi’yi katledenlerin geleneksel yapısı, Cumhuriyet döneminde de devam etti. Devletin gizli raporlarında bu çok belirgin olarak ortaya konuldu. Osmanlı Şeyhülislamı Ebussuud Efendi’ye sorulan sorulara verdiği yanıtlar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Alevilere yönelik toplu katliamlar konusunda bize çok açık bir fikir vermektedir. “Soru: Kızılbaş topluluğunun, dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, bu öldürme sırasında ölenler de şehit olur mu? Cevap: Kızılbaşların topluca öldürülmeleri elbette dinimize göre helaldir. Bu, en büyük, en kutsal savaştır... Bu yolda ölmek de şehitliğin en ulusudur. Soru: Kızılbaşların öldürülmesi, İslam Sultanına (Osmanlı padişahına) düşmanlık besledikleri için mi şarttır, yoksa başka nedenleri de var mıdır?... Cevap: Bunlar hem sultana isyan ederler, hem de dinsizdirler... Soru: Kızılbaşların önderinin Tanrı Peygamberinin (Muhammet'in) soyundan olduğu söyleniyor. Bu durumda, Kızılbaşların öldürülmelerinin helal olduğundan biraz kuşku duyulamaz mı?... Cevap: Hâşâ, en küçük kuşku duyulmaz. Kızılbaşların yaptıkları kötü işler, o temiz peygamber soyuyla bir ilgilerinin olmadığını göstermeye yeter… Ayrıca, soyunun peygambere dayandığı doğru olsa bile, dinsiz olunca diğer kâfilerden ayrımı kalmaz… Kızılbaş askerleri için ne yapılması gerektiği konusunda bir ikilik yoktur. Öldürülmeleri gerekir… Kızılbaşların öldürülmeleri, diğer kâfirlerin yok edilmelerinden daha önemlidir…”
Yavuz Sultan Selim'in Alevileri katletmeyi meşrulaştırmak için Müftü Hamza'dan aldığı fetva: “Ey Müslümanlar, Kızılbaş topluluğu, peygamberimizin şeriatını sünnetini, İslam dinini din ilmini, iyiyi ve doğruyu açıklayan Kuranı Küçük gördüler. Yüce Tanrı’nın yasakladığı günahlara helal gözü ile baktılar. Kutsal Kuran’ı , öteki din kitaplarını aşağıladılar.Onları ateşe atarak yaktılar.Hatta kendi mel'un reislerini tanrı yerine koyarak ona secde ettiler. Hz.Ebubekir'e, Ömer’e, sövüp onların halifeliklerini inkâr ettiler. Peygamberimizin karısı Ayşe anamıza iftira ettiler ve sövdüler. Peygamberimizin şeriatını ve İslam dinini ortadan kaldırmayı düşündüler. Onların burada sözü edilen ve bunlara benzeyen öteki kötü sözleri ve hakaretler, ben ve öteki İslam alimleri tarafından açıkça bilinmektedir. Bu nedenlerden ötürü şeriat hükmünün ve kitaplarımızın verdiği haklarla, bu topluluğun kafir ve dinsizler topluluğu olduğuna dair fetva verdik.Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden ve yardımcı olanlar da kafir ve dinsizlerdir.Bu gibi kimselerin topluluğunu dağıtmak tüm Müslümanların görevidir.Bu arada Müslümanlardan ölen kutsal şehitlerin yeri yüce cennettir.O kafirlerden ölenler ise hakir olup, cehennemin dibinde yer tutacaklardır.Bu topluluğun durumu kafirlerin halinden daha kötüdür.Bu topluluğun gerek okla , gerek şahinle, gerek köpekle avladığı ya da kestiği hayvanlar murdardır.Onların gerek kendi aralarında gerekse başka topluluklarla yaptıkları evlilikler geçersizdir.Bunlara miras bırakılmaz. Sadece İslam’ın sultaninin onlara ait kasaba varsa, o kasabanın bütün insanlarını öldürüp, mallarını miraslarını, evlatlarını alma hakki vardır. Ancak bu mallar İslam gazileri arasında paylaşılmalıdır. Bu toplanmadan sonra onların tövbe ve pişmanlıklarına inanmamalı ve hepsini öldürmelidir. Hatta bu şehirlerde onlardan olduğu bilinen veya onlarla birlik olduğu tespit edilen kimseler öldürülmelidir. Bu türlü topluluk hem kafir hem imansız hem de kötülük yapan kimselerdir.Bu iki sebepten onların öldürülmesi vaciptir. Dine yardım edene Allah yardim eder. Müslüman’a kötülük yapanlara da Allah kötülük eder.”
Aynı şekilde Kemalist rejim tarafından Alevilere yönelik uygulanan çok kapsamlı politikalar bugün kesintisizce devam ettirilmektedir. Mustafa Kemal, Ankara’da iktidar gücünü pekiştirmek için özellikle Alevi toplumunun ileri gelenlerini, Alevi kökenli milletvekillerini ve bürokratlarını önemli bir oranda kullandı.. Örneğin Cumhuriyetin gizli istihbaratı olarak faaliyet yürüten Milli Amele Hizmeti’nin başına getirilen Albay Hüsamettin Ertürk, Bektaşi kökenlidir. Birçok katliam ve suikastta başrol oynayan Ertürk’e Mustafa Kemal, iktidarının en kritik anlarında şunu söyler: “Sen Bektaşisin. Göreyim senin Bektaşiliğini, hemen kalk İstanbul’a git, bunların arasına gir-yani alevi ve Bektaşi onların bn-bizim amacımızı anlat, bizim yanımıza kazan..” Mustafa Kemal, Ankara’da henüz iktidarını yeterince pekiştirmemişken özellikle aşiretlerin temsilcileri olarak mecliste bulunan Alevi kökenli milletvekillerine önemli bir güven duymaktadır. Kütahya-Eskişehir dolaylarında yürütülen savaşta Mustafa Kemal’in ordunsun önemli bir yenilgi alması ve hatta Ankara’nın terk edilmesinin tartışıldığı meclis oturumunda Mustafa Kemal’in görevde alınması gündeme geldiğinde özellikle Alevi kökenli milletvekillerin tutumları belirleyici olur.
Dersimin Ferhatuşağı aşiretinden Diyap Ağa, Alevi kökenli milletvekilleri adına, meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada ‘ biz buraya kaçmaya değil, ölmeye geldik’ sözleriyle Mustafa Kemal’e sunduğu destek dengeleri önemli oranda etkiledi. Mustafa Kemal, Alevi toplumunun ileri gelenlerinden “Celebi Cemaleddin Efendi’yi Kırşehir Milletvekili ayın zamanda Meclis ikinci Başkan Vekili olarak, Denizli Bektaşi Şehylerinden Mazlum Baba’yı, Dersim’den Diyap Ağa, Hasan Hayri Bey, Mustafa Ağa, Mustafa Zeki(Saltuk) Beş ve Erzincan bölgesinde Hüseyin Aksu Bey’i’ meclise milletvekili olarak atayarak, kendi politik çıkarları için çok belirgin olarak kullandı. İktidar gücünü sağlamlaştırdıktan sonra, bu kez tersen Alevileri etkisizleştirme ve tasfiye etme planını devreye koydu. Söz konusu milletvekillerini kısa sürede meclis dışına attı, 1925 yılında tekke ve dergâhları yasaklayan bir konun çıkartarak, Alevilerin ibadet yerlerini toplu olarak kapattı. Alevilerin geleneksel cem törenlerini gizli yapmak zorunda kalmalarından dolayı, ‘mum söndürme’ gibi iftiralar, bizzat devlet kurumları tarafından çıkartılmış ve yayınlaştırılmıştır. Ayrıca Sünni İslam için ise Diyanet İşler Başkanlığını kurdurttu ve herkesin kimliğine dini İslam yazdırttı. Sünni İslam’ı devlet dini olarak kabul edildi. Bundan en çok etkilenen doğal olarak Aleviler oldu.
Kemalist iktidar, devlet gücünü sağlamlaştırdıkça Alevilere yönelik saldırıların kapsamını genişletir. Cumhuriyet için potansiyel tehlike olarak görülen özellikle Kürt Alevilerinin yoğunluklu olarak yaşadığı Erzincan, Dersim, Elazığ, Malatya gibi bölgelere yönelik askeri saldırılar süreklileştirildi.
Bunun en somut örneği de Dersim Jenosididir. Dersim katliamından kısa bir süre önce Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın Erzincan ve çevresinde yaptığı gezi sonucunda, Kürtlerin imha edilmesine ilişkin bir rapor hazırlıyor ve uygulanması için İçişleri Bakanlığına şu talimatı veriyor; “...2- Erzincan merkez ilçesinde 10 bin Kürt vardır. Alevilikten faydalanarak mevcut Türk köylerini Kürtleştirmeye ve Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Birkaç sene sonra Kürtlüğün bütün Erzincan’ı istila edeceğinden endişe edilebilir. 3- İl bölgesinde bazı memurların Kürt ırkına mensup olduğu bilinmektedir. Örneğin, Erzincan sorgu hâkimi Pülümürlü Şevki Efendi’nin Kürtleri himaye ettiği ve geceleri Kürtleri evinde topladığı gerçekleşmiştir. 4- Arz ettiğim bu meselenin en önemlisi, kesin surette tedbirlerin alınması ve ırktan Kürt olduğu kesinlikle bilinen memurların biran önce yerlerinden alınması...” talimatıyla özellikle alevi kökenli Kürtleri hedeflediğini çok belirgin olarak ortaya koyuyor.
Yakın tarihimize baktığımızda, devletin Alevileri tasfiye etme planı kesintisizce devam etti. Özellikle 1965-1980 yılları arasında, bizzat genelkurmaya bağlı faaliyet yürütün Özel Harp Dairesi tarafından organize edildiği iddia edilen, Sivas, Çorum, Erzincan, Malatya, Maraş gibi şehirlerde Alevilere yönelik katliamlara gerçekleştirildi. 12 Eylül faşist darbesinde özellikle Kürt Alevilerinin yaşadığı bölgelerde insanlık dışı uygulamalar yapıldı. Potansiyel suçlu görünen Aleviler, işkencelerden geçirildi veya tutuklandı.
12 Eylül darbeci generallerin yapmış olduğu anayasa ile Türk-İslam sentezciliği devletin resmi ideolojik politik çizgisi haline getirildi. Devlet, tarihsel olarak ilerici bir potansiyel taşıyan ve geleneksel olarak sisteme muhalif bir gücü oluşturan 15 milyon civarındaki bir toplumun etkisizleştirmek için çok kapsamlı politikalar geliştirdi. Bu bakımdan sorunun bütünlüklü anlaşılabilmesi ve doğru tanımlanabilmesi için bazı sosyolojik-politik noktalara dikkat çekmek gerekir:
Birincisi, Alevilerin içerisinde ekonomi olarak gelişen ve önemli bir güç haline gelen küçük bir azınlık var. Süzer Holding, Ege Seramik gibi 5-7 civarında şirket büyük sermaye grubu arasında yer alırken, genellikle orta ölçekli sermaye grubunu oluşturmaktadırlar. Alevi kökenli sermaye gruplarının palazlanarak gelişmesi, Özal’ın izlediği bir politikaydı. Böylece sınıfsal farklılaşması ile aleviler arasındaki ekonomik-politik çelişkiler çok daha belirgin olarak ortaya çıktı. Özellikle 1984’lerden sonra, Alevi kurumları arasında oluşmaya başlayan farklılıkların arka palanında, Alevi kökenli sermaye gruplarının devletle olan ilişkilerine yeni bir yön vermeleriydi. Büyüdükçe sistemle çıkarları çakışan sermaye grubundan hiç şüphesiz ki devletin de önemli bir beklentisi oldu. Sınıfsal çıkar ilişkileri çok belirgin olarak ön plana çıktı. Söz konusu sermaye grupları da devletin planları doğrultusunda, Alevi toplumun sistemin içerisine çekmede önemli bir rol oynamaya başladılar.
İkincisi, Anadolu ve Mezopotamya’nın kapitalist kentleşme süreci en çok Alevi kitlesini etkiledi. Alevilerin yaşadığı kırsal bölgelerden Kentlere doğru yoğunluklu bir göç yaşandı. Sosyolojik bakımdan önemli bir inceleme konusunu oluşturacak bu noktanın birçok nedeni var. A- Alevilerin yaşadığı bölgelerde tarımsal üretim oldukça zayıftı. Osmanlıların saldırılarından korunmak için özellikle dağlık ve devletin otoritesinden uzak bölgeleri seçmek zorunda kalmışlardı. Ekonomik sorunlar nedeniyle ketlere göç bir bakıma kaçınılmaz hale gelmişti. B- Alevilerin eğitim düzeyinin nispeten yüksek olması ve ayrıca geleneksel toplumsal bağları kırmış olmaları nedeniyle kapitalizmin ekonomik-politik ilişkilerine uyum sağlamada ciddi bir sorun yaşamadılar. C-Bulundukları kırsal bölgelerde kendilerini güvenceden hissetmemeleri, yani bir bakıma politik kaygıları nedeniyle kentlere göç etmeyi tercih ettiler. 12 Eylül faşist darbesi de bu süreci çok ciddi oranda hızlandırdı.
Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgelerden, bir bakıma zorunlu kitlesel göçler yaşandı. Sosyo-politik nedenlere dayanan Alevi göçü iki yönlü oldu. Biri, İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Gaziantep, Adana gibi şehirlere doğru akan ve 1980-1995 yılları arasında en üst düzeyde yaşanan iç göçtür. Çok yoğun olarak artan bu göç dalgasıyla özellikle İstanbul’da, gönüllü Alevi gettolarının oluşmasını yol açtı. Solun toplumsal mücadelenin ‘volan kayışları’ olarak gördükleri gecekondulardaki tabanın Alevi kökenli olması de tesadüfî bir durum değil. Diğeri, Avrupa’ya akan göç olgusudur. 1995’lere kadar, özellikle Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelere gelen politik göçmenler içerisinde Kürt kökenli Aleviler önemli bir oranı oluşturuyor.
Yurtdışına gelen Alevilerin diğer göçmen grupları gibi, Türkiye’ye yoğun bir para transferi yapması ve Ailelerin nispeten daha rahat bir yaşam sürecine girmeleri, belki hiç farkında olmadığımız gibi, onların sosyal yaşamını, toplumsal ilişkilerini ve aynı zamanda politik düşünüş tarzlarını etkiledi. Böylelikle Aleviler arasındaki sosyal farklılaşma kendi doğal akışı içinde gelişti ve arttı. Bu gelişme eğilimi, solun doğal tabanın dağılmasına yol açtı, dahası toplumsal zemin kayması oluştu. Diğer bir ifadeyle, Aleviler, yekpare bütünlüklü-homojen bir toplumsal grubu oluşturmuyorlar. Alevilerin ezici bir çoğunluğu yoksul kesimleri oluştururken, özellikle eğitime verdikleri önem nedeniyle, devlet memur olarak önemli bir potansiyel oluşturuyorlar. Ayrıca Türkiye’de oluşan ara sınıf tabakasında Aleviler önemli bir potansiyeli oluşturuyorlar.
Alevilerdeki ekonomik ve sosyal farklılaşmayı ve gelişmeyi en iyi okuyan güç ise bizzat devlet oldu. Türkiye devrimci hareketi için önemli bir potansiyel oluşturan Alevilerin farklı düzeylerde devlet içinde çekilmesi önemli bir strateji olarak uygulandı.
Birinci politik hamleyi Cumhuriyetin kuruluşundan beri CHP yapıyor. Alevilerin tasfiyesinde önemli bir rol oynayan devletin kurucusu ve temsilcisi rolünü üstelenen CHP’nin Aleviler içerisinde önemli bir güç olması, devletin yıllardır uygulanan politikanın bir etkisidir. Kürt toplumsal gücünün etkisiyle bundan belli bir kırılma yaşanmasına rağmen halen küçümsenmeyen bir etkisi olduğu da bir realitedir.
İkinci hamleyi Özal tarafından kurulan ve 12 Eylül darbesinin ürünü olan ANAP yaptı. Özal, yukarıda belirttiğimiz gibi, Aleviler içerisinde bir azınlık grubunu ekonomik olarak güçlendirip, sistemin bir parçası haline getirdi. Bunu çok ciddi oranda başardı. Böylece ‘Alevi İş Adamları’ kavramı, ekonomik ve politik alanda sıkça kullanılmaya başlandı. Yani, Alevilerin bir kesimi sınıfsal bir kategori olarak, kapitalist ekonomik sistemin bir parçası haline gelmiş oldular. Üçüncü hamleyi Türkeş yaptı. 1980 öncesi Alevileri toptan komünist görüp katliamlar yaptıran Türkeş, ‘Alevilerin gerçek Türkler olduğunu, oğuz soyunda geldiklerini’ ileri sürdü ve ırkçı-milliyetçi MHP’nin kapılarının ‘Alevilere açık olduğunu’ bizzat kongre kürsüsünde açıkladı. Türkeş’in temel amacı, Türk kökenli Alevilerini Kürt Toplumsal Hareketiyle karşı karşıya getirmekti. Dahası Alevileri arasında Türk-Kürt saflaşmasını yaratarak, Alevilerin toplumsal gücünü parçalamaktı. Aslında bir devlet politikası olan bu yönelim, nispeten başarılı oldu. Kürt sorunu kullanılarak, Türk kökenli Aleviler içerisinde Türk şovenizmi geliştirildi. Örneğin, Hacıbektaşı Veli Kültür Vakfı Başkanı Timur Ulusoy, MHP’de milletvekilli adayı oldu.
Dördüncü hamle yine sistem kurumları tarafından bir devlet politikası olarak uygulanmaya başladı. Devletin alt düzeyini oluşturan memurlarda Alevi kökenli önemli bir potansiyel olmakla birlikte, MİT, Ordu, Valilikler. Müsteşarlık gibi stratejik kurumlarda yer alan Alevi sayısı oldukça sınırlıydı. Devlet bu politikasında belirli bir değişime gitti. Özellikle sistemle bütünleşen Aleviler içerisinde MİT ve Orduya eleman alınmaya başlandı. Korgeneral, Tümgnereral düzeyinde olan Alevi kökenli subaylar olduğu gibi, MİT’te Alevilerden bünyesine elaman almaya başladı. Devlet Alevilere üst düzeyde görev vermeye başladı biçimindeki propaganda Alevilerin bir kesimi içinde ‘memnuniyetle’ karşılandı ve devletin Alevilerle barışması olarak gösterilip desteklendi. Devletin çok ciddi olarak uyguladığı bu politika, Aleviler için önemli bir tehlikeyi oluşturduğunu görmek gerekir
Beşinci hamle, bugünkü İslamcı iktidar tarafından uygulanmaktadır. Özellikle ‘Alevi Çalıştayı’ olarak yapılan toplantılar Alevilere yönelik izlenen devletin en son hamlesi olarak işlev görmektedir. Artık Alevileri inkâr etme politikası iflas etti. Bu nedenle devlet çok yönlü politikalar uygulamaya koyuyor. Devlet, Alevileri içten parçalayarak kendi etki alanına çekmek için geliştirdiği politikalara en tehlikelisini ekledi. Bunun açık adı: Aleviliği İslamcılaştırma politikasıdır. Aleviliğin İslam’ın bir alt kolu olduğu tezi artık, devlet kurumları tarafından da benimsenerek uygulanmaya konulacak.
Devlet Bakanı Faruk Çelik başkanlığından toplanan ‘Alevi Çalıştayı'nın 7'nci ve son toplantısında; "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mevcudiyetini koruması, içerisinde Alevilerin de temsil edileceği bağımsız kurulların oluşturulması ve bütçeden Alevilere pay verilmesi" karar alındı. Bu kararın İslamcı AKP tarafından uygulanmaya konulmasıyla Aleviliğin İslam’ın bir alt kolu olduğu ve bundan dolayı Diyanet İşler Başkanlığına bağlanması resmiyet kazanacak. Cem evleri, camiiler gibi İslami kurumlar olarak ve Alevileri devletin yedek gücü haline getirmeyi planlayan Cem Vakfı ve İzzetin Doğan tarafından savunulan Alevi-İslam Sentezi veya Alevi-Türk-İslam Sentezi politikası yaşama geçirilecek. Alevi toplumunun ve onları temsil eden demokratik kurumlarının çok az bir kesimini temsil eden bu eğilim, devletin bütün desteğine arkasına alarak Alevi toplumsal hareketini bölmeyi, parçalamayı ve onu tarihsel özünde kopararak yozlaştırıp, İslami yaşam tarzı içerisinde eritmeyi hedefliyor. Bunun boşa çıkartılması için, Alevi toplumunun önemli bir gücünü temsil eden ‘Demokratik Alevi Hareketi’nin örgütlendirilmesi önem kazanıyor. Özellikle Demokratik Alevi Kurumları, başta diyanetin kaldırılması, dinin derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması, Nüfus kimliklerinde yazılı olan din hanesinin silinmesi, yani esasen demokratik bir toplum için demokratik bir anayasa taleplerini gündemleştiren çok kapsamlı bir kampanyayı örgütlemelidirler. Bunun bir bakıma zorunluluk haline geldiğini görmek gerekiyor. İslamcı AKP, kendisi gibi düşünen birkaç Alevi kurumu ile bu politikaları, Aleviler adına uygulamaya kalktığında, genel Alevi kitlesi için politik sonuçlarının ağır olacağı gerçeğini de, şimdiden görmeliyiz.
Karpınar Köyü Kalkınma –Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği 1.Yönetim Kurulu secimleri: Mahmut Erdem (81- oylar) Hilal Kilinc (80) Turgut Altunbahar (72) Yilmaz Öztürk (61) Süleyman Erdem ( 60)  Zübeyde Tastan (59) Süleyman Kilinc ( 56) Karpınar Köyü Kalkınma –Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği denetleme kurulu üyeleri: Feyzullah Boyraz, Yasar Ceyhan, Hüseyin Cinar Karpınar Köyü Kalkınma –Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği disiplin kurulu üyeleri: Gazi Tastan (80), Ziya Polatoglu (67), Ali Boyraz (61), yedek Gülkiz Kilinc (49)
Hamburg Savcılığına suç duyurusu 02 Temmuz 2009 11:28 Almanya'da yaşayan Sivas katliamı zanlılarının Türkiye'ye iade, ya da Almanya'da yargılanmaları için Hamburg Savcılığına suç duyurusu.. HAMBURG - Hamburg ve çevresi Alevi Kültür Dernekleri temsilcileri, Almanya'da yaşayan Sivas katliamı zanlılarının Türkiye'ye iade edilmeleri ya da Almanya'da yargılanmaları için Hamburg Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Hamburg Savcılığı önünde Hamburg Alevi Toplumu Başkanı Cengiz Orhan, Hamburg Alevileri Kültür Birliği (HAAK-BİR) adına Orhan özgür, Wedel Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Aksüt, Hamburg Sol Dernekleri çalışma Grubu'ndan Ali Yıldırım Schmidt, avukat Mahmut Erdem ve çok sayıda Alevi vatandaşı Hamburg Başsavcısı Wolfgang Ehlers ve Hamburg Savcılığı Basın Sözcüsü Wilhelm Möllers ile görüşerek taleplerini dile getirdiler. Burada açıklama yapan Orhan, "Almanya'da yaşayan Sivas katliamı zanlılarının bir an önce Türkiye'ye iade edilmeleri gerektiğini" belirterek, ''Şu ana kadar birçok yere şikayette bulunuldu. Ancak bugüne kadar önemli bir adım atılmadı" dedi.  Avukat Erdem, "Sivas katliamı zanlılarının Almanya'da ilticacı olarak yaşadıklarına" dikkat çekerek, ''Söz konusu bu katiller, Türkiye'de Sivas olayları sonrasında yargılandıklarını Alman mahkemelerinde dile getirerek iltica ve oturum hakkı elde ettiler. Türkiye'deki ilgili kurumlardan Alman mahkemelerine gereken dosyalar sevk edilmedi. O nedenle burada savcılık söz konusu bu kişiler hakkında dava açamadı'  Erdem ve Orhan, Hamburg Başsavcısı Wolfgang Ehlers ve Hamburg Savcılığı Basın Sözcüsü Wilhelm Möllers ile görüşerek taleplerini dile getirdiler.  
Madımak'ta olanlar katliam değilmiş... ALİ BALKIZ / EVRENSEL 26.6.2009 2 hafta önce, Fikret Bila ile Murat Yetkin’in yönettiği Ankara Kulisi (CNN Türk) programında AKP Milletvekili Reha Çamuroğlu ile tartıştık. Konu “Alevi çalıştayı” idi. Diğer katılımcı da CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay idi. Söz Madımak’ın müze olması talebine geldi. Çamuroğlu, 2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’nde yaşananların irticai bir kalkışma, katliam olmadığını, yakalanıp yargılananların maşa olduklarını söyledi. Yetinmeyip Sivas’ta olaylar çıkacağını bildiğini, bunu yazdığını, Nefes dergisini birlikte çıkarttıkları Rıza Zelyut ve Cemal Şener’in de buna tanık olduklarını söyledi. Ertesi gün Zelyut ve Şener, Çamuroğlu’nu Cumhuriyet’e yaptıkları açıklama ile yalanladılar. En önemli cümleleri ise; ‘‘O tarihte Nefes henüz yayına başlamamıştı ki…’’ oldu. Program sırasında Çamuroğlu’na itiraz ederken ben de; ‘‘Madem Sivas’ta olayların çıkacağını biliyordun, bunu niye kamuoyu ile paylaşmadın, Pirsultan Abdal Kültür Derneği’nin yöneticilerine neden bildirmedin, onlar seni dinlemediyse, neden dünyanın altını üstüne getirmedin, neden Sivas’a giden otobüslerin önüne yatmadın?…’’ diye sordum. “Eğer Sivas’ta olanlar şeriatçı kalkışma değil idiyse, cumhuriyet tarihi boyunca onca yobaz ayaklanmalarından herhangi biri de şeriatçı ayaklanma değildi” diye ekledim. Tartışma ertesi günkü yankılanmalarıyla devam etti. Ama ben Nefes dergisini merak ettim. Reha Çamuroğlu bu derginin yayın yönetmeniydi ve “kapak” yazılarını yazıyordu. 1994 yılı sayılarında Çamuroğlu Sivas’a ilişkin ve bugün daha da gündemde olan kimi Alevi talepleriyle ilgili neler yazmış. İşte örnekler: ‘‘Laiklik ve Demokrasi’’ başlıklı yazıdan; ‘‘…İslamcı aydınlar alınacaklardır. Belki bize kendilerini nasıl olup da Hitler gibi bir zalimle bir tuttuğumuzu soracaklardır. Cevabımız basittir. ‘Sivas’a bakın!’, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Sivas Katliamı’nı bizzat kendilerinin yapmamış olmaları onları masum kılmaz, kınamadılar, seyrettiler, avukat cüpbelerini giydiler, canileri kahraman, katliamı kıyam ilan ettiler.” “Bu son örnek de göstermektedir ki İslamcılar laikliğe karşı çıkarken hilafetinden, ümmetçiliğinden, savaş kışkırtıcılığına kadar geniş bir paketin peşindeler.” “Ali sevgisi” başlıklı yazıdan; “İşte bu zevattan biri, meşhur ‘Kasımpaşa Delikanlısı’ geçenlerde buyurdular; “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse, herkesten daha çok Aleviyim. “Hay ağzınla bin yaşa! Buram buram ilim kokan bu cümle, ancak şöyle ‘ilmi’ bir cümle ile karşılık bulabilirdi; “Sünnilik sünnet olmaksa, ben en çok sünniyim.’ Deli gömleği giymiş bir ülkede işte size halimiz.’’ “Zorunlu Din Eğitimi Üzerine…” başlıklı yazıdan; “Zorunlu din ve ahlak eğitimi konusu, İslamcıların en geniş kesimlerinin gerçek yüzlerini ortaya çıkaran bir kurumdur. Bütün özgürlükçü görünen çığlıklara karşın hiçbir güç ve etkinlik sahibi İslamcı kesim bu zorunluluğun kaldırılmasına yanaşmamaktadır. Kaldırılmasına çalışmak şöyle dursun, kaldırılmasını isteyenlerin önüne herkesten önce bunlar çıkmaktadır. Kız öğrenciler türbanla okullara alınmadığında özgürlük fikrine sarılanlar, binlerce Alevi inançlarıyla ilgisi olmayan konular dinleriymiş gibi zorla öğretilmeye kalkışılırken ortada yoktur. İslamcıların ana gövdesi aynı şeyi Diyanet İşleri Başkanlığı konusunda da yapmaktadır.” “Kasımpaşa Delikanlısı”na laf gönderirken; “Hay ağzınla bin yaşa!” diyordu ya sevgili Çamuroğlu, sen de, yani 15 yıl önceki Çamuroğlu da bin yaşasın… Ya şimdiki? Döne döne pervane olunmadan; “Madımak olayı şeriatçı kalkışma değildi” denilebilir mi? 06/06/2009 / Evrensel ‘Alevilerin sorunlarının kaynağı devlet Sultan Özer AKP Hükümeti’nin, “Alevi İftarı” ile başlayan ancak Alevilerden destek görmeyen Alevi Açılımı, bu kez Alevi Çalıştayı ile devam etti. AKP Hükümeti’nin, “Alevi İftarı” ile başlayan ancak Alevilerden destek görmeyen Alevi Açılımı, bu kez Alevi Çalıştayı ile devam etti. Birincisi yapılan çalıştayda Alevi örgüt temsilcileri, sorunlarının devletten kaynaklı olduğunu söyledi ve çözüm istediler. Alevi örgüt temsilcileri ayrıca, “Bizi dinlediler ama sorunun asıl muhatabı biziz ve karar aşamasında da bizim söz hakkımız olmalı” dediler. Ankara’da iki gün süren 1. Alevi Çalıştayı’nda; hem “temsil” hem “tanım” krizi yaşandı. Özellikle Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve bileşeni Alevi örgütü temsilcileri, katılımcıların birçoğunun AKP’ye yakın, adı ilk kez duyulan örgütlerden oluşmasına tepki gösterdiler. Hem ilk gün, Alevi örgütlerinin karşı çıktığı ilahiyat kökenli akademisyenlerin hem de ikinci gün Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan’ın, “Aleviliğin tanımı yapılsın” istemi kriz çıkardı. Özellikle ABF ve bileşeni örgüt temsilcileri, “Aleviliğin bir yaşam biçimi olduğunu” ifade ederek, “Aleviliğin tanımı yapılamaz” dediler. ‘TANIM’ KRİZİ Su TV’nin sahibi, AKP Belediye Meclis Üyesi Yalçın Özdemir, ANAP dönemini kastederek, kendisinin Başbakanlıkta çalıştığı dönemde, Kürt sorununa karşı Alevilerin kullanılmak istendiğini, bununla da Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın görevlendirildiğini öne sürdü. Özdemir’in, “O dönemde Sayın Doğan, cemevlerinin yapımına hız verdi ve kendine verilen görevi yerine getirdi” iddiası, İzzetin Doğan’ın tepkisine yol açtı. Modaretör Necmettin Subaşı’nın müdahalesi ve “Aleviliğin tanımını yapmaya kalkarsak, birleşme yerine ayrışma çıkar” demesiyle tartışmanın büyümesi önlendi. Toplantıdan önce “Asimilasyon kokusu alıyoruz. Yoğurdu bile üfleyerek yiyoruz” diyen Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyeddin Ulusoy, isteklerini Bakan Çelik’e ilettiklerini belirterek, “Başlangıçtaki kadar kötümser değiliz. Daha iyimseriz, daha iyiye doğru gideceğine inanıyoruz” değerlendirmesini yaptı. ‘KÖYLERİMİZE CAMİYİ BİZ İSTEMİYORUZ’ Alevi Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil de Alevi dedelerinin maaşa bağlanması yönündeki düşünceyi doğru bulmadıklarını belirterek, bunu inançlara müdahale olarak değerlendirdi. Özdil, “Alevilerin sorunları devletten kaynaklı. Herhalde Aleviler kendi köylerine zorla cami yapılmasını istemezler ya da kendi çocuklarının zorla din dersi almasını talep etmezler” diyerek, devletten kaynaklı bu sorunların çözümünü istediklerini ifade etti. ABF Yönetim Kurulu Üyesi Kelime Ata da çalıştayı “olumlu adım” olarak değerlendirmekle birlikte endişeleri olduğunu ifade etti. AKP’nin demokrasi ve insan hakları sicilinin iyi olmadığını; buna ilişkin kaygı ve güvensizlikleri olduğunu belirten Ata, “AKP’nin Alevilerin devletleştirilmesi gibi bir niyeti olduğunu düşünüyoruz. Bakıp göreceğiz” dedi. ‘SİZİ DİNLEDİK, İŞİNİZ BİTTİ DENİLEMEZ’ Hubyar Sultan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Ali Kenanoğlu ise bakanın kendilerini bu çalıştayda dinlemesinin yetmediğini, diğer tüm süreçlerin de bilgileri dahilinde olması gerektiğini belirterek, “Sorunun asıl muhatabı biziz. Çözümün de bizimle birlikte belirlenmesi gerekiyor. Şimdi sizi dinledik, işiniz bitti, yeter, bundan sonrasını biz çözeriz derlerse yeni sorunlar yaratılır. Alevilere rağmen Alevi sorunu çözülemez” dedi. Su TV Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Özdemir ise hükümetin olumlu bir adım attığını savunarak, “Ancak neo-Kemalist bir perdeleme, manipülasyon söz konusudur. Bugünkü seçilmiş meşru hükümetin üzerinde yetki sahibi olmaya çalışan devlet iktidarının, artık Alevi meselesinin üzerinden elini çekmesi gerektiğine inanıyorum” dedi. 15 GÜN SONRA YENİ BİR ÇALIŞTAY Akademisyenlerin, sendika, meslek örgütleri ve ‘sivil toplum örgütleri’ ile ilahiyatçıların da dinleneceği 15’er gün ara ile 3 bölüm 6 oturum olarak planlanan çalıştayın sonunda, Bakan Çelik, aldığı bilgileri ve önerileri hükümete iletecek. Çözüm noktasında hükümetin nasıl bir adım atacağı, Alevilerin asimilasyonunun hızlandırılıp hızlandırılmayacağı ya da daha çok yandaş örgütlerin taleplerinin mi dikkate alınacağı ise çalışmaların sonunda belli olacak. (Ankara/EVRENSEL)
Kamuoyuna Duyuru 7 Nisan 2009 KARPINAR KÖYÜ KALKINMA-SOSYAL DAYANIÞMA VE KÜLTÜR DERNEÐÝ KARPINAR KÖY - DER HANNOVER Ve adlarımızı verdik sulara , sulara dağlara Anadolu ‘ nun her karış toprağına damgamızı bastık Unutulmasın , bir ulu toprakta soyumuz boy versin diye ... Karpınar Köyünü Kalkındırma ,sosyal dayanışmayı ve Kültürünü yaşatmak amacı ile Hannover ‘de yapılan toplantıya ; Almanya’nın her yanından yüzlerce kilometre uzaklığı enğel tanımadan bu tarihi buluşmada benimde katkım olsun düşüncesi ve sevinç -duyğuları ile gelen Karpınar Sevdalıları değerli köylülerimize canı gönülden teşekkür ederiz.İmkanları veya özel durum vs. durumları sebebiyle bu tarihi günümüzde aramızda olamayın ;fakat tüm karpınarlı köylülerimizin gözü kulağı ve yürekleri ile bizlerle beraber olduklarına eminiz ve on larada buradan kucak dolusu sayğılarımızı ve sevğilerimi sunarız. Büyük buluşma ya doğru ... Önümüzdeki yapacağımız genel kurul toplantısına büyük bir çoşku ile katılacaklarına eminiz. Hannover ‘ de atılan ilk kıvılcım tüm Almanya ‘ daki karpınarlı köylülerimiz ve aşiretimizin diğer mensupları arasında büyük bir sevinç ve heycan yaratığı biliyor ve böyle bir oluşumdan onur duyduğumuzu ifade ederiz. Buluşmada dikkat çeken bir konu ; yetmiş kişi ‘ ye ulaşan karpınar köylülerimiz bu buluşmada üç nesili ‘ de bir araya getirmiş olması ayrı bir seviç kaynağımızdır. Her kim ki olursa bu sırra mazhar Dünyaya bırakır ölmez bir eser Amaç ve Hedeflerimiz ... Derneğin kuruluş amacının 1. Maddesi köy dışında ve diğer ülkelerde yaşayan bütün karpınarlıları üye olarak kazanmak, Karpınar köylülerinin,dernek üyelerinin yardımlaşma ve dayanışmalarını sağlamak ve kültürel çalışmalar yapmak.Karpınar Köyünü kalkındırmma ve moderleştirmek için uğraş verir. Ve 23. Maddesi ile söyle sona erer ; KARPINAR KÖY – DER .Amaçlarından biri ; ‘’ Kökte Bir Dalda Bin ‘’ düşüncesi doğrultusunda Yedi Bucak Avşar ‘ larını bir çatı altında birleştirilmesi için özel bir çaba sarfeder.Derneğimizin amblemi köy merkezinde bulunan ‘’ SETEN ‘’ üretim ilişkisini ve köyümüzün kültürel değerine sahip çıkmak vb konularda çalışmak dernek amaçlarımız. arasındadır.Derneğin adı: Karpınar Köyü Kalkınma – Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği.Derneğin Kısa adı : ‘’KARPINAR KÖY – DER ‘’ dir. Bu kısa bilğilerle Karpınarlı köylülerimize ve kamuoyuna durururuz. Yönetim Kurulu Seçimi Toplantı günümüze kadar gelmiş geçmiş tüm atalarımızın anısına bir dakikalık sayğı duruşu ile başlayıp; ilk kanuşmayı sayın Mahmut Erdem ve girişim komitesi adına sayın Turgut Altunbahar ‘ konuşmaların ardından hazırlanan tüzük taslağı okunarak oylama sonuçu kabül edildi.Genel kurulu üyelerini önerileri üzerine ;tüzüğ’e eklenmesi gerekli maddeler ; Eyalet komiterinin,Gençlik , Kadın çalışma gurup ‘ larının,Köy muhtarları ile ilişkilerin düzenlenmesine karar verildi. Divan başkanının şeçimi yapılarak ,divan başkanlığına Sayın Halil Polat ve sekreter sayın Ali Boyraz seçildiler. Divan başkanlığına verilen önerğeler doğrultusunda ,altı aylık bir geçici yönetim kurulun seçimi ,tüzüğe eklemmesi önerilen ek tüzük maddelerin eklenmesi ve bu süre içerisinde Almanya ‘ nın her eyaletinde yaşayan köylülerimize ,her türlü habarleşme imkanlarını kullanarak ulaşmaya çalışacağız.Tüm köylülerimizi belirliyeceğimiz gün ve tarihte yapacağımız büyük katılımlı genel kuruluna davet etmektir. Teşşekkürler... Burunören Köyü Kalkınma – Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı sayın İsmail Kocaer ve BAK DER –İğdeli Köyü Derneği Genel Sekreteri Sayı Hasan Taşyürek ‘ in dosluk ve beraberlik mesajları okunmasından sonra geçici yönetim kurulu üyelerinin seçimine geçildi.Ve uzun zamandır birbirleri isim olarak tanıyan ,dost ve akrabalar bir araya gelerek kısada olsa hasret giderdiler.Yemek yenilip, sohbet ederek , toplu hatıra resimleri çekilerek diğer toplantı , festival ve eğlence vb. etkinliklerde buluşmak dileği ile ayrıldılar. Buradan tüm aşiret web Sayfalarına ,dernek kurma çalışmaları iletilerimizi yayımlıyan dost siteler teşekkür ederiz.Ve özel iletilerle komite üyelerine gerek Karpınar köylülerimiz gerek aşiretimizi diger mensuplarınca gönderilen sıcak ve duyğulu mesajlariçin teşekkür ederiz. ’’ Tarih İnsanların önüne çözümü olmayan bir problem çıkarmaz ‘’ Sorunları aşacağız ... Karpınar Köy- Der olarak gerek kendi sorunlarımızı (özelde-genelde) her türlü Sosyal – kültürel sorunları aşaçağızdan ,siz karpınarlı köylülerimizin hertürlü testekleri göreceginizden çok eminiz. Sizlere teşekkür eder iz, Yüreklerinize sağlık, Karpınarlır. İşlerinizde başarılar ve herşeyin gönlünüzçe olması dileklerimi iletiriz. Bizler Karpınar köylüleri Hannover ’ de sadece ‘’BERABER ‘’ olmadık. ‘’ KARPINAR KÖYLÜLERİ BERABER VE BİR OLDULAR. ‘’ Tarih Sayfasına Bir not düşeriz... Sayğılarınızla KARPINAR KÖY - DER Dernek Yönetim Kurulu Başkan: Turgut Altunbahar (Muhabir –Public Relations) Başkan Yardıncısı: Necdet Kılıç (İşletmeci – Serbest ) Genel Sekreter: Mahmut Erdem (Avukat - Eski Eyalet Milletvekili) Genel Sekreter Yd: Önder Polatoğlu (İşletmeci –serbest) Halkla İlişkiler: Hüseyin Çınar (İşçi) Halkla ilişkiler Yd: Cevdet Doğan (İşçi) Muhasebe (Kasa): Yılmaz Öztürk (Yüzme Öğretmeni) (Bademeister) - Müzisyen ) Muhasebe Yd.: Sülayman Kılıç (İşletmecci) Üye: Sülayman Erdem (İşci) Üye: Dursun Altunbahar (İşci) 7 Nisan 2009
29 Mart 2009 Yörede Seçim Sonuçları: KARAÖZÜ Belediye Başkanı: Şener Tatar (CHP); MUHTARLIKLAR: Karpinar: Mürteze Kilic; Burunören: Mehmet Demir; İğdeli: İsmail Demir ; Kaleköy: Bayram Şahin ; Yerlikuyu: Mülker Ünlü; Bütün köylerimize seçilen yeni Muhtarlarımızı ve Karaözüde Belediye baskanini kutlar, çalışmalarında başarılar dileriz DUYURUİLETİ: Turgut Altunbahar
Tüm Canlar Hannover`de Buluşuyor…
Sevğili Karpınar Köylülerimiz ve Aşiretimizin tüm güzel insanları…
İlk Kıvılcım…
Yaşadığımız ülke içerisinde; biz karpınar köylüleri olarak örgütleniyoruz. Amacımız, birlik ve beraberlikten yana olmak. Bölünmüşlükten yana değil! Değerli köylülerimizi; bir araya getirip, Sosyal etkinlikler çerçevesinde , tanışma -kaynaşmalarını sağlamak. Köyümüze yönelik çalismalar çerçevesinde; Köylülerimizin, gerek aşiret dediğimiz; Çevre köylerimizin ve kasaba halkı ile birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek ve tanışmak. Bu amaclar doğrultusunda. Hannoverde toplanıyoruz.
Birlik İçin…
Yazmak ve konuşmak kolaydır. Ama şimdiye kadar bu laflar teorik nitelikte. Lafazanlıktan başka birşeye yaramadı. Öncelikle yapılması gereken bu ğirişimize gönül vermeye ve canı gönülden destek olmaya çagiriyoruz.
Hiç değilse. gürültü koparalım…
Bir takım çevreler bu birlik ve beraberlik çalismalarimizi engelleme çalismalarina başlayarak. hiç değilse ğürültü koparalım mantığı ile çalismaya başlamışlar.
Dernekleşme süreci…
Örgütlenmede amaç. dermekleşmek. Bu bağlamda tüm karpınarlıları Hannover `de başlatacağımız dernek kurma çalismalarina davet ediyoruz. Toplantıya tüm aşiret dernek yöneticileri ve sayğı değer üyeleri ve çevre köy web sayfaları yöneticilerini tarihi günümüzde yanımızda görmeye ve toplantımıza katılmaları için canı gönülden devet ederiz. Bu duyurumuzu karpınar köylülerine iletmenizi sayğılarımızla rica ederiz.
SÖZDE VE ÖZDE BİRLİK İÇİN; TÜM KARPINARLILAR HANNOVERE!
Sayğılarımızla
Karpınar Köyü Girişim Komitesi
Necdet Kılıç ( Serbest - İşletmeci ) Telf: 01794548181
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Önder Polatoğlu ( Serbest - İşletmeci )
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Telf : 01755229090 Turgut Altunbahar (Muhabir -Halk . İlş .Uzm - Public Relations )
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Adres : Vereinsheim TUS Maraton Am Gross Garten 5 30419 Hannover Gün : 04 / 04 / 2009 Cumartesi Saat : 13`00 `de
|