Sivas İli, Gemerek İlçesine bağlı (1968), Kayseri ili, Sarioglan İlçesine bağlı Karpınar Köyü´nün Internet
sayfasına hoş geldiniz. Bu web sayfasının amacı, yöre halkının kendi arasındaki tek iletişmini sağlamak değil.
Asıl amacımız;yöremizin tabiatını,tarihi geçmişini, kültürünü,dini gelenek- göreneklerini ve yöre insaninı tanıtmak.
Bu nedenle, web sayfamızı yurt dışında yaşayan insanlarımız için ayrıca Almanca ve İngilizce olarakta düzenlendi.
Trabzon'daki olaylar kontrgerilla işi
Dink öldürüldüğünde Trabzon Valisi olan Yavuzdemir de konuştu…
Dink öldürüldüğünde Trabzon Valisi olan Yavuzdemir, Dink cinayeti de dahil Trabzon'da bulunduğu dönemde yaşanan McDonalds bombalanması, TAYAD'lılara linç girişimi ve Rahip Santoro cinayetinin arkasında kontrgerilla olduğu görüşünde.
Eski Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi ve 2004-2007 döneminde Trabzon'da yaşanan olaylarla ilgili olarak, "Yaşananlar tesadüfi değil. Olayların devlet içinde yuvalanan kontrgerilla tarafından tezgahlandığını düşünüyorum" dedi.
KARANLIK DÖNEMİN VALİSİ Radikal gazetesinde yer alan habere göre, Yavuzdemir, 9 Eylül 2004'te Trabzon Valiliği'ne atandı. Valiliğe atanmasının üstünden bir buçuk ay geçtikten sonra, 24 Ekim 2004'te McDonalds şubesi Yasin Hayal tarafından bombalandı.
6 ve 10 Nisan'da bildiri dağıtmak isteyen Tutuklu Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) üyesi gençler linç edilmek istendi.
5 Şubat 2006'da İtalyan Katolik Kilisesi rahibi Andrea Santoro öldürüldü.
Son olarak 19 Ocak 2007'de Hrant Dink'in Trabzonlu Ogün Samast tarafından öldürüldüğünde Yavuzdemir yine Trabzon Valisiydi.
Yavuzdemir, bu dönemde Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'le ve Jandarma Komutanı Albay Ali Öz'le çalıştı.
Yavuzdemir, Dink cinayetinin ardından 27 Ocak 2007'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla görevden alındı ve merkeze çekildi.
FACEBOOK'A YAZDI Hrant Dink cinayetiyle ilgili davanın karar duruşmasının ardından, Yavuzdemir facebook sayfasına şunları yazdı:
"Erhan Tuncel emniyetin kullandığı bir muhbir; bu davada Yasin Hayal ile Ogün Samast'ı azmettiren kişi olarak yargılanırken beraatine karar verilmesi, kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Bu dava ile ilgili karar kanaatimce Yargıtay'ca bozulur ve süreç bir o kadar sürer gider."
TRABZON'DA KONTRGERİLLAYI ÖĞRENDİM Trabzon'dan yayın yapan 61saat internet sitesine konuşan Hüseyin Yavuzdemir, valilik yaptığı dönemde Trabzon'da yaşananlar için "yaşamak zorunda kaldığımız kader sırrı" dedi.
Olayların kendileri dışında geliştiğini ifade eden Yavuzdemir, "Trabzon'un en şansız valisi diye bir tanımlama yapmak gerekir mi bilmem ama benim görevde olduğum süreçte azımsanmayacak kadar şanssızlıklar yaşandı" dedi.
Yavuzdemir, Trabzon Valisi olarak görev yaptığı dönemde kontrgeillanın devlet teşkilatı içindeki etkinliğini daha iyi değerlendirebildiğini belirtti ve sözlerine şöyle devam etti:
* Trabzonda yaşanan olayların tesadüfi olmadığını ve devlet teşkilatı içinde yuvalanmış kontrgerilla tarafından tezgahlandığını düşünüyorum.
* Dink davası, TAYAD olayları ve Rahip Santoro cinayetinde mahkeme süreçlerine baktığımız zaman, sadece tetikçi durumunda olan kişiler mahkemelerde cezalandırılmış, perde arkasında kimlerin olduğu hususu hiçbir zaman mahkemelerce ortaya çıkarılamamıştır.
* Bana göre bunun asıl sebebi, suç delillerinin toplanması aşamasında Cumhuriyet Savcılarının kendilerince yapılması gereken soruşturmaları ve delil toplamaları polise ve jandarmaya havale etmiş olmaları. Polisin veya jandarmanın hazırladığı tahkikat dosyası neredeyse savcı iddianamesine dönüşmektedir.
* Cumhuriyet savcıları olaylardan sonra hemen inisiyatif alarak soruşturma sürecini bizzat kendileri yönetmelidirler. Bu yapılmadığı sürece mahkemelerin karanlık cinayetleri ve olayları aydınlatmaları mümkün değildir. (BİA)
Taksim ve Roboski!
İhsan Çaralan
Ne yazık ki insanlık tarihi halkların, ulusların birbirine yakınlaşmasının, ortak sevinçlerden çok acılarında ortaklaşarak olduğunu gösteriyor. Yani halklar zalimlerin baskı ve zulmü karşısında birleşip, ortaklaşıyorlarsa, acıyı paylaşıyorlarsa birbirlerine yakınlaşıyorlar. Önceki gün Hrant Dink’in katli davasında mahkemenin verdiği skandal kararı protesto etmek için birleşen, alana çıkan on binler, alana çıkan insanların duygularına katılan milyonlarca her milliyetten, her din ve mezhepten yığınlar Türk-Ermeni halkları başta olmak üzere Türkiye’nin tüm halkları arasındaki yakınlaşmanın ete kemiğe bürünmesi olmuştur. Bu yakınlaşma, Ermeniler hakkında şekere bulanmış açıklamalar yapan demeçlere, hükümet erkanının timsah gözyaşlarına karşın Türkiye’nin çeşitli milliyetlerden, çeşitli inançlarından halkları arasındaki kardeşleşmenin, dayanışmanın, ortaklaşmanın bir yansımasıdır. Bu yakınlaşmayı elbette, ülkeyi halkları birbirine karşı rekabete sokarak, onları birbirine kırdırarak yönetmeyi sanat haline getiren siyasiler, nefretle ama ister istemez de yüzlerine taktıkları bir gülümseme maskesiyle izlemektedir. Nitekim bu tutum, bu tür işlerde; iktidarın en ılımlı zatlarından olan Cumhurbaşkanı Gül tarafından itiraf edilmiştir. Şöyle diyor Dink cinayetinin mahkeme kararı karşısında Cumhurbaşkanı Gül: “Bu dava önemli bir dava. Türkiye’de hukukun karşısında herkesin eşit olduğunu, yabancı şirketlere karşı da yabancı uyruklu insanlara da hep eşit davranmış bir ülke olduğumuzu göstermemiz lazım. Bu dava ayrı bir hassasiyet taşıyordu...” Dışişleri terbiyesi almış, uzun bir siyasi deneyim geçmişine sahip Cumhurbaşkanı böylesi bir dava karşısında Hrant Dink’i “yabancı uyruklu” diye niteleyebilmekte, Hrant Dink’in katillerine yasal bir imtiyaz tanınmamasının yabancı şirketlerle yerli şirketler arasındaki hukuksal eşitlikle yan yana getirmeden eşitlik kavramını kullanamadı. Çünkü AKP geleneğinde genlerdeki Türk olmakla Müslüman olmayı, Türk kökenli olmakla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı eşitleyen duygu hâlâ çok güçlüdür. Evet, Hrant Dink, egemenlerin bu geleneksel Türk kökenli, ve İslam inancında olanlar dışındakileri “yabancı”, hatta “yabancı uyruklu” sayma fikrini, Hrant Dink cinayeti ve bu cinayetin dava safhası, bir kez daha teşhir ederken aynı zamanda halklar arasındaki yakınlaşmada yeni adımlar atılmasını da olanaklı kılmıştır. Bu günlerde bir diğer yakınlaşma adımına da Roboski’de, sınırda katledilen 35 Kürt gencinin taziyesinde tanık olduk. Bu adım, Türkiye’nin her yanından çeşitli adlar altında faaliyet gösteren Alevi örgütlerinin, dedelerin, Alevi temsilcilerinin, Uludere’nin Roboski köyünde kurulan “taziye çadırına” yaptıkları ziyaret olarak gerçekleşti. (Dün, Sultan Özer arkadaşımız bu ziyaretin ayrıntılarına ve önemine dikkat çekmişti.) Bu, Türkiye Aleviliğinin temsilcilerinin, bu ölçüde geniş bir biçimde Kürtlerin yaşadığı acıları paylaşmak, onlarla ortaklaşmak için ilk değilse de en geniş katılımının sağlandığı girişimdi. Bu elbette, Türkiye’de bütün bir tarihi boyunca çok ağır zulüm görmüş Alevilerin son çağın en çok zulüm gören halkı Kürtlerle yakınlaşması, ortak duygu ve ortak mücadele isteğinin bir aşaması olarak görmek, elbette gerçeğin en önemli yanını ifade etmek olur. Oysa Türkiye’nin egemenleri bu yakınlaşmayı önlemek için çok çaba harcadılar. Hükümetin “Alevi açılımı” da bu girişimlerden biriydi. Öyle ki, bu yakınlaşmanın önüne kesmek için “Alevi Kürtlerin Ermeni dönmesi” olduğunu (Ermeni kökenli olsalar ne değişirdi ki?) iddia etmekten bile çekinmediler. Örneğin; 2007 yılında zamanın Türk Tarihi Kurumu Başkanı Prof. Dr. Halaçoğlu: “Araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında yapısal olarak ’Türkmen asıllı’ olduğunu, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşların ise ‘Ermeni kökenli’ olduğunu gördük. PKK içinde yer alanların birçoğu Ermeni dönmesi Kürtlerden oluşuyor.” diyerek, bu bölücülüğü çok açık biçimde ifade etmişti. Ancak Roboski’ye yapılan ziyaret ve ziyaretçilere Kürtlerin gösterdiği ilgi, Alevilerin ve Kürtlerin bütün bu “Alevi açılımı” ve uydurma teorileri umursamadıklarını, Aleviler ve Kürtlerin aynı güçler tarafından dışlanıp ezildiğini dünden daha iyi gördüklerin göstermektedir. Evet, halklar acılarında ortaklaşarak kaynaşıyorlar ne yazık ki! Kürt’üyle, Ermeni’siyle. Alevi’siyle Türkiye’nin ezilen, baskı altında tutulan halk kesimlerinin birbirini daha iyi anlamaya başlaması, ortak mücadele fikrine yakınlaşmaları elbette çok önemlidir. Ama bundan da önemlisi Türk ve Sünni kökenli çoğunluğun da olup biteni görmesi bu halkların acılarını paylaşarak halklar arasındaki kardeşliği büyütmesi, Türkiye’nin birimlik ve bütünlük içinde bir ülke olmasının da tek gerçekçi yoludur. Aksi halde bu ülkeyi bugüne kadar halkları birbirine düşürerek yönetenler, kazanacaktır! Türkiye’nin makus talihini yenmesinin yolu son günlerde Roboski’de ve Taksim’de somutlanmıştır
Karpinar DER 4.Genel Kurulunda yeni Yönetimini secti: Necdet KILIC ( Baskan),Mahmut Erdem (Genel Sek.) Gazi Tastan ( 2.Baskan) Dursun Altunbahar (Maliye) Süleyman Erdem (Maliye Yardimcisi) Deniz Tastan (Genel Sek.Yardimcisi),Süleyman Kilic (Halk ilisgisi)
Yedek: Cafer Avar, Hüseyin Sahin, Murat Kilinc Disiplin Kurulu üyeleri: Ali Boyraz, Önder Polatoglu; Turgut Altunbahar Denetim Kurulu: Hüseyin Cinar, (Cumali Dogan )
Yönetim Kurulu adina 4. Karpınar Köyü Kültür Şenliği Ve Genel Kurul Emegi gecen Arkadaslara tesekkür borcluyuz.